Adalet çok mühim…

Çünkü kul hakkının hesabını vermek çok zordur. Kişi affetmedikçe Allah (cc) affetmiyor. Adalet hususunda Nisâ Sûresi 129. Âyet-i Kerîme’de açıklama var: “Ne kadar arzu etseniz kadınlar arasında (sevgi bakımından tam) adalet sağlayamazsınız. O hâlde (birine) tamamen yönelip diğerini muallakta gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve (gücünüz dâhilinde haksızlıktan) sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” Sevgide adalet sağlamanın mümkün olmadığı bildiriliyor.

Fakat eşlerin yanında sıra ile kalma, harcamalar gibi diğer hususlarda adaleti sağlamak gerekiyor. Peygamber Efendimiz de adalet noktasında erkekleri ikaz etmiş: “İki zevcesi olup da birine meyledip diğerini ihmal eden kimse, kıyamet gününde, bir yanı felçli olarak gelir.” (Ebû Dâvûd, Tirmizî, Neseî, İbni Mâce) Hz. Ali’nin ikinci eş almak istemesi üzerine, Hz. Fâtıma Peygamber’imize meseleyi anlatmış, Peygamber’imiz Hz. Ali’nin evlenmesine izin vermemiş. Kadın veya velisi nikâhta böyle bir şart koyabilir.

Nikâhta şart koşulmamışsa bile, âlimler, kadının kuma ile bir arada durmaya zorlanamayacağını ve ayrılmak isterse ayrılabileceğini bildiriyor. Sevgili Peygamber’imiz ilk evliliğini Hz. Hatice ile yapmış ve Hz. Hatice vefat edene kadar yirmi beş yıl boyunca ne başka bir eşi ne de cariyesi olmuş. Üstelik o zaman Arap kültüründe çok eşlilik meşhurmuş. Kırk eşi olanlar bile varmış. Peygamber’imiz Hz. Hatice’nin vefatından sonra çeşitli hikmetlere binaen birçok eş alıyor. Fakat eşlerinin kıskançlıklarından neler çektiğini de biliyoruz.

Hepsine çok sabırlı, adaletli ve merhametli davranıyor. Fakat kıskançlıkları önleyemiyor. Eşlerinin hepsi de çok mübarek, muhterem hanımlar; fakat iş kıskançlığa gelince nefislerine yeniliyorlar. En nihayetinde kıskançlıktan dolayı çıkan bir hadise üzerine Peygamber’imiz artık dayanamayarak hepsini birden bırakıyor. Bir ay boyunca hiçbirinin yanına gitmiyor. “Peygamber’imiz eşlerini boşadı.” diye konuşuluyor Medine’ de. Kadınların hatalarını anlamaları üzerine Peygamber’imiz onları boşamıyor. Çok eşlilik Peygamber’imizi bile zorlayan bir mesele olmuş.

Bu meseleyi erkekler için bir keyif ve eğlenceymiş gibi görenlere cidden şaşıyorum. Kadınlar için zor; ama erkekler için daha da zor bence. İki kadın arasında adaleti sağlamak, iki kadının ihtiyaçlarını gidermek, iki kadını idare etmek… Ben erkek olsam üstüne para verseler ikinci bir eş istemezdim herhâlde diye düşünüyorum. Bu hususta sosyal ve kültürel yapı, örf ve âdetler de tayin edici faktörler… Bizim halkımızda çok eşlilik pek makbul bir şey değil. Araplarda çok daha rahat kabul ediliyor.

Arap kadınlarının kocalarına eş bakmaya gittiği, düğün organizasyonunu bile onların yaptığı anlatılır. Geçen yıllarda bir tanıdığımın anlattığı hikâye beni şaşırtmıştı. Eşi vefat etmiş bir beyi, arkadaşı Arap bir kadınla evlendirmek için aracılık yapıyor. Kadın; doktor, otuz yaşlarında ve güzel. Evlenecek olan erkek, aracı olan arkadaşına soruyor. “Sor bakalım, ilerde üzerine daha genç bir hanım almamı kabul eder mi?” diyor. (Böyle bir soruyu bir Türk kadına sorsanız ne der? Cevabı size bırakıyorum.) Arap doktor “Bir istihareye (rüya) yatayım.” diyor.

Güzel bir rüya görüyor, haber gönderiyor: “İstiharem güzel çıktı, ikinci eş almasına izin veririm, benim için bir mahzuru yok.” diyor. Arabalarda araziye uygunluk vardır. Tabanı yere yakın olan arabalar ancak asfalt yolda güzel gider. Araziye vurursanız, taşlı, engebeli yollarda gitmeye çalışırsanız, vasıtanız zarar görür, sizi de yolda bırakır. Tabanı yerden yüksek, cip gibi vasıtalarla dağ bayır tırmanmanız daha kolaydır. Fakat o arabaların da aksilik çıkarmayacağı garanti değildir.

Türk kadınları ikinci, üçüncü, dördüncü eş meselesinde her araziye uygun olmayan arabalara benzer. Böyle bir evlenme hâlinde ilk eş de ikinci olmayı kabul eden eş de huzursuzluk çıkarır. İlk eş kocasının hayatını burnundan getirir. İkinci eş ise daha geldiği ilk günden itibaren “Ne yapsam da ilk kadının ayağını kaydırıp tek eş ben olsam?” hayalleri kurmaya başlar. “Hani kabul edip gelmiştin?” diyemezsiniz, yüzlerce bahane ileri sürer. İlk kadının da işi zordur. İkinci plana düşmüştür artık. Kendini diğer kadınla kıyaslar: “Benden daha mı güzel? Sarışın kadınları beğendiğini söylüyordu, niye gidip esmerle evlendi? Bunca yıl boşuna mı saçımı sarıya boyattım?”

Sürekli kafasında senaryolar yazar: “Bana tatlım derdi, ona da diyor mudur? Ona da böyle dokunuyor mudur? Fasulye yemeği sevmezdi; ama o kadın yapınca yiyor mu acaba?” Sevdiğini paylaşmak kolay bir şey değil tabii. Sevmediğini paylaşmak da zordur gerçi. Biz “El ne der?” diye yaşayan insanlarız. Bu mevzuda da elin sözü hiç bitmez; sürekli çok eşli adamı ve ailesini gözetlerler: “Erkek hangisine çok rağbet gösteriyor? Hangisinin evi daha güzel döşenmiş?” vb… Yakından tanıdığım ikinci eş olan hanımlar var; çok dertliler.

Bu arada ilk eşler ekseriyetle depresyonda. Kocalar da perişan. Vardır belki ama ben çok eşli olup da mutlu olan bir tek aile görmedim. Kıskançlık yüzünden rekabet olup kadınların kocaya iyi davranması gerekirken, çoğu zaman ikisi birden kötü davranabiliyor. Benim gördüklerimin ve bana yazanların evliliği öyleydi. İki kadın arasında aç kalan, ikisiyle de yatamayan, ortada perişan kalan adamları görünce “Çok evlilik erkek için bir keyif mi, yoksa ağır bir imtihan mı?” diye sormak gerekir diye düşünüyorum. Kendisi çok çocuk seven ve çocuğu olmadığı için kocasının evlenmesini isteyen, hatta kocasına eş bulmak için araştırmalar yapan tanıdığım bir hanım, kocasının ikinci eş almasını kaldıramadı. Kocasının çocuklarını çok sevdi; ama çok mutsuz.

Depresyon hastası oldu, ilaç kullanıyor. Bu biraz da bünye meselesidir. Kimi insan elli kiloyu taşır, kimi otuz kiloyu taşıyabilir, kimi yirmi kiloyu taşıyamaz. Elli kiloyu taşıyanı gösterip “Bak o taşıyabiliyor, sen niye taşıya-mıyorsun?” diye kıyaslama yapmaya hakkımız yok. Bu yüzden hiçbir kadın, eşinin ikinci evliliğini kabul etmek zorunda değil. Kimi çok hissidir, ona ağır gelir; kimi daha rahattır, o kadar dert etmez. Her şeyden önce kişinin kendi ruh sağlığını koruması gereklidir. Boşandığında mı daha rahat olacak, evliliği devam ettirdiğinde mi? Bunları düşünmesi, enine boyuna tartıp “Kim ne der?” demeden en doğru kararı alması lazım.

İlk hanım, evliliğini devam ettirme kararı almışsa da ona saygı duyulması gerekir. Fakat bu hâl bizde kınanma sebebi. Ne üzerine eş alınan hanımın evliliğini devam ettirmesini ne de ikinci eş olmayı kabul eden hanımları kınamaya hakkımız var. Allah’ın kınamadığı, hatta izin verdiği bir şeyi bizim kınamamız terbiyesizlikten başka hiçbir şey olamaz. Bazen ikinci eş olan hanımlardan “Belki kızacak, kınayacaksınız; ama ben ikinci eşim…” diye başlayan mailler geliyor, dertlerini anlatıyorlar. O kadar çok kınanmışlar ki… Kadınların bu meselede çok titizlik ve huysuzlukları görülüyor. Mesela ikinci evliliğini yapan erkeklerle kocalarının arkadaşlık yapmalarını istemiyorlar, kocalarının huyları bozulmasın diye, ikinci hanım olduğunu bildikleri hanımlara selam vermeyen, onlarla görüşmeyen, onların oturduğu masadan kalkan kadınlar var. Onlara “Kınadığınız başınıza gelmeden ölmezsiniz.”

Hadîs-i Şerîf’ini hatırlatırım. Ya kendi başınıza gelir ya çocuklarınızda veya sevdiklerinizde aynı hâli görürsünüz. Şu dünyada hiç kimse için hiçbir şeyin garantisi yok. Her kadın, bir erkeğin sevdiği tek kadın olmak ister. Hangi şartların kişileri o safhaya getirdiğini bilmeden bol keseden atmamak lazım. ikinci evliliğini yapan erkeklere zampara, cinsî sapık muamelesi yapılırken, zina yapan, gecelik beraberliklerle karısını aldatan erkeklere pek ses çıkarılmıyor. Onlar modern oluyorlar. Bu da Müslüman bir toplulukta içler acısı bir vaziyet. Aslında erkeklerin birden fazla eş almalarına izin verilmesi, kadınların aleyhine değil lehinedir. Nikâhsız beraberlikte en çok kadınlar zarar görüyor.

Kadınlar hissî oldukları için erkeklere çabuk kapılıyorlar, hemen bağlanıyorlar. Fakat erkek o kadın için hiçbir mesuliyet almıyor, onunla bir müddet birlikte oluyor, sonra da onu ortada bırakıyor. Millet o kadına iyi gözle bakmıyor. Dinimiz erkeklere çok kadınla yaşamayı kolaylaştırmamış, tam aksine zorlaştırmış. Zina yapmak yok. Başka kadın istiyorsan yapacaksın nikâhı, kadının bütün mesuliyetini üstleneceksin. Ona ev açacaksın, çocuklarınla ilgileneceksin, adaleti gözeteceksin, sabırlı olacaksın… Adalet, sabır ve merhamet hususunda kendine güvenemeyenler, ikinci eş hayalleri hiç kurmasınlar.

Dünyada eşlerinin hakkını gözetemeyip cennetteki hurileri riske atmasınlar. Allah (cc) kadınların kılmadığı namazı bile kocalanna soracak. O zaman erkek, ikinci – varsa üçüncü veya dördüncü – eşinin fiillerinden de mesul tutulacak. Bütün eşlerinden dinî ve dünyevi işlerde hesaba çekilecek. Kavvam olmak hiç kolay bir şey değil. Erkek, iyilikle, güzellikle ailesinin bütün mesuliyetini üstlenecek. Merhametli olacak. Yoksa diğer tarafta işi çok zor olur. Tabii bir de şu var: Boşanmalar arttı, dul hanımlar çok, hiç evlenmemiş hanımlar çok. Şu anda kadm-erkek nüfusunda büyük bir fark yok; ama erkekler nikâhsız beraberlikleri tercih etmeye başlayınca evlenecek erkek bulmak hanımlar için çok zor olmaya başladı ve bu zorluk zamanla daha da artacak gibi görünüyor.

O zaman ikinci evlilikler gerekli olabilir mi? Günümüz şartlarında erkekler bir evin yükünü zor taşırken, İkinciyi taşıyabilirler mi? Velhasıl zor ve karışık mesele… Dedem rahmetli iki evliydi. Sürekli anlattığı bir fıkra vardı, yazıyı onunla bitireyim: Bir adamın iki karısı varmış. İkisi arasında adaletli davranmaya çok dikkat edermiş. Olacak bu ya iki kadın aynı gün ölmüş. Adam bütün cenaze işlerini aynı anda yaptırmış. Cenazeler yıkanmış, hazırlanmış. Sıra kapıdan çıkarmaya gelmiş. Adamı almış bir düşünce: “Hangisini önce çıkarsam diğeri sonraya kalacak, haksızlık olacak…” diye. Aklına iyi bir fikir gelmiş. Hemen bahçe duvarını yıktırmış diğer kapının yanma bir kapı açtırmış. Cenazeleri aynı anda çıkarttırmış.

Namazları kılındıktan sonra yan yana gömdürmüş. O gece rüyasında eski kapıdan çıkardığı karısı yakasına yapışmış. “Duuuur bakalım!” demiş. “Sen beni eski kapıdan çıkarttın, onu yeni kapıdan. Hakkımı helal etmiyorum, âhirette iki elim yakanda, seni sürüm sürüm süründüreceğim…” Baştan Çıkmak Sanıldığı Gibi Zor Değil Karı-koca ilişkisine dış faktörleri göz ardı ederek, evlilik iki kişiden ibaretmiş gibi bakmak jnümkün değil. Başta iki tarafın aileleri olmak, üzere pek çok şey, aile hayatı üzerinde tesirli oluyor. Mödyanın yanlış yönlendirmesi ve kadın-erkek iç içe bir çalışma hayatı dayatması da aile hayatının bozulmasında en büyük sebeplerden biridir.

Kadının, evinin dışında, çalışma hayatı içerisinde olması, pek çok bakımdan sosyal düzeni bozdu. Çünkü kadının dışarıda çalışmasının sosyal hayata ve aile hayatına zararı, faydasından çok daha fazladır. Bu zararlardan en büyüğü de kadın ve erkeğin karma olarak çalışmasıdır. Okullardaki karma sınıflar ve çalışma hayatındaki karmaların, hayatımızda nasıl bir karmaşaya sebep olduğunu aslında hepimiz biliyoruz ve görüyoruz. Geçenlerde bekâr bir hanımla konuştum. Bir kaç şey sordu bana. İş yerinde evli bir adama âşık.

Derdini nasıl anlatacağını bilemiyor. Şirkette pek çok evli erkeğin arasında çalışan az sayıda kadından biri. Sabah akşam görüşürken, konuşurken en son tutulmuşlar birbirlerine deli gibi. Ne yapacağını bilemiyor. Bir kere evli bir adamı sevmiş olmayı kendine yakıştıramıyor. Erkek karısından ayrılıp kendisiyle evlense onu çocuklarından ayırmaya kıyamıyor. İkinci olmayı kendine yediremiyor. Velhasıl çaresizlik içinde çırpınıyor. Erkek de çaresiz. Eşiyle sıkıntıları var. Eşini üç saat görüyorsa bu kadını sekiz saat görüyor. Onunla konuşmak, gülmek, dertleşmek, onun alaka ve sevgisini görmek hoşuna gidiyor. Fakat o da çok tehlikeli sularda yüzdüğünün farkında. Kadının ve adamın yaşadığı hâller pek çok iş yerinde yaşanıyor. Modern olmak adına, aralarında çekicilik olduğunu bile bile ateş ile barutun yan yana durmalarında bir mahzur görmez olduk.

Aldatmalar arttı. Bu meseleyi “Erkeklerin gözü iaten dışarıda.” diyerek çaresiz bir şeymiş gibi sunmak yerine aldatmaların veya kumaların artmasında sosyal düzen faktörünü neden sorgulamıyoruz? Artık kadın aldatmasını da konuşmak lazım. Onda da ciddi artışlar var. Allah’u Teala Kur’ân-ı Kerîm’de Nur Sûresi30- 31 .Âyetlerde “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar; Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar.’’ buyuruyor. Ve bakışların tesirine dikkat çekiyor. İnsan düşünceleri ile elektrik üretiyor ve bu elektrikler bakışlarla başkalarına geçiyor. Bu yüzden kendini kontrol etmenin en iyi yolu gözleri kontrol etmektir. Dokunma veya göz teması olduğunda beynimiz, sevgi ve bağlılık hormonu olan “oksitosin”i hızlı bir şekilde üretmeye başlıyor.

Çocuklarımız ve sevdiklerimizle konuşurken gözlerinin içine bakmak ve dokunarak konuşmak bu yüzden aradaki sevgiyi ve bağlılığı artırıyor. Sevgi ve muhabbeti dağıtmamak, enerjilerimizi gereksiz yere başkalarına yüklememek için gözleri korumak lazım. Kısa süren bakışlardan bir şey çıkmaz, fakat uzun uzadıya bakmak öyle değildir, çok tesirlidir, tehlikelidir. Aynı iş yerinde çalışan insanlar, birbirlerini çok görüyorlar, bunun neticesinde aralarında dert leşmeler, uzun sohbetler başlıyor. Böyle olunca göz teması da artıyor. O da sevgi ve bağlılık hormonu “oksitosin”i tetikliyor. Sonrasında ister istemez aralarında yakınlıklar başlıyor. Yurt dışında çok enteresan bir sosyal psikoloji deneyi gerçekleştiriyorlar. Büyük bir üniversitede birbirini tanımayan erkek ve kızlardan çiftler teşkil ediliyor. Kızlar ve erkekler uzun bir masaya karşılıklı oturtuluyor. Herkesin önünde sadece bir tuzluk var. Gençlerden 20 dakika boyunca göz göze bakışmaları isteniyor ve birbirlerine sadece tek bir şey söylemelerine izin veriliyor. Bu sözün olabildiğince sevgi ve tutkuyla dile getirilmesi şartı var. Nedir bu söz? “Tuzu uzatır mısın?”

Hepsi bu. Bu sözler, karşı tarafın gözlerinin içine uzun uzun bakmanın ardından, “seni seviyorum” der gibi tutku ve sevgiyle söylendiğinde, ortaya çıkan sonuçlar inanılmaz. Başlangıçta birbirini hiç tanımayan bu çiftlerin çoğu o günden sonra sevgili oluyor, bir kısmı da evleniyor. Çıkan sonuçlara göre de gözleri sakınmadan kendini sakınmak zor görünüyor. Aynı mekânda da gözlerini korumak ne kadar mümkün olabilir? Karma muhitlerde kadınlar, oltanın ucundaki yem gibiler. Erkekler de olta. Modernlik yalanı ile iki taraf da kötü niyetliler tarafından kullanılıyor. Kadın-erkek çalışma mekânlarını ayıralım dediğiniz de “Vayy yobaz! Kaçıncı yüzydda yaşıyorsun?” diye saldırıyorlar. Sanki üçüncü yüzyılda kadın ve erkeğin hormonları başkaydı da bu yüzyılda yerine cinsiyetsiz hormonlar geldi…

Bunun yüzyılı falan yok. Kadın ve erkek birbirini her zaman çeker. Allah (cc) yüce kitabımızda, hayat rehberimizde “Zina yapmayınız.” demez “Zinaya yaklaşmayınız.” diye uyarır. Baş başa kaldığında, yaklaştığmda kendini kontrol etmek çok zordur çünkü. Ateş ve barut patladığında sadece iki kişi zarar görmez, aynı zamanda etrafadır zararları. “Ben kendimden eminim, karımdan başkasına yan gözle bakmam. Diğer kadınlar benim bacım sayılır.” falan hikâye. Kendine güvenenler daha fazla hata yapıyor. PsikoHayat dergisinin bir sayısında “Baştan çıkmak sanıldığı kadar zor değil.” başlıklı bir yazıda yurt dışında yapılmış bir araştırma ve çıkan sonuçlar var. Araştırmada insanların hırs, madde aşermesi ve cinsî uyarım gibi dürtü kontrol becerilerine olan inançlarının, ayartıcılığa verdikleri tepkileri nasıl etkilediği incelenmiş. Çalışmanın öncüsü Loran Nordgren’e göre insanlar, dürtülerinin gücünü kestirmede pek başarılı değillermiş. “Ayartıcılık tuzağına en çok düşenler, meğer kendini dizginleyebilme gücüne en fazla güvenenlermiş…” diyor. Açlık, öfke, cinsî uyarılma gibi hâlleri yaşamayan kişiler, böyle bir şeyi yaşama ihtimalleri üzerine, bu davranışların kendilerini etkileme gücünü düşük hesaplıyorlarmış. Kendilerini abartılı bir şekilde kontrol edeceklerine inanıyorlarmış.

Fakat o hâl başlarına geldiğinde yeterince kontrol edemiyorlarmış. Yani kısacası “Kendine güvenme, her zaman tedbirli ol.” “Baştan çıkmamak için bakışları kontrol etmek lazım.” Gönlü temiz tutmak için göze dikkat etmek lazım. Bakışları kontrol etmenin en rahat yolu çevreyi ayarlamaktır. Karma muhitlerde gözü korumaya çalışmak gerçekten zordur. Gözünü korumaya gayret edenler mutlaka vardır; fakat insanlara bu eziyetler niye yapılıyor ki? Kadın ve erkeğin çalışma yerlerini ayırmak lazım. Modernlik yalanında yeterince yüzdük. Boğulanlar gitti, çırpınanlar için ve henüz kıyıda olanlar için tedbir almak acilen gerekli. Tabii ki kurtuluş, Yüce Yaradan’ımızın bize hayat rehberi olarak gönderdiği Kur’ân-ı Kerîm’de. Ne zaman ki âyetleri kendimize rehber olarak alırsak, kördüğüm olmuş meseleler de suhuletle çözülür. Mutlu olmak ancak o zaman mümkündür.

Aldatılma Korkusu Evliliklere Zarar Veriyor Günümüzde kadınların en büyük problemi aldatılma korkusu… Paranoya hâlinde pek çok kadında bunu görüyorum. İhanet üzerine çekilen dizi-filmlerin üzerine bir de etraftan duydukları eklenince hepsi tetikte. Haklılık payı var mı? Evet. Günlük hayatta mahremiyet diye bir şey kalmadı, kadın-erkek hemen her yerde birlikte. Ayrıca İnternet’te insanlar birbirleri ile çok çabuk arkadaş olabiliyorlar. Ekran arkadaşlıkları sonra yüz yüze tanışmaya, görüşmeye, buluşmaya kadar gidebiliyor. Ortalığın tekin olmaması, kadınlarda müthiş bir güvensizlik duygusu doğuruyor. Güvensizlik duygusu her zaman kızgınlık duygusu ile beraberdir. Güvenemediğiniz zaman hep kızgınlık duyarsınız. Tetikte olmak, tedirgin olmak sinirlerinizi harap eder. Güvensizlik ve kızgınlık duygusu aileleri perişan ediyor. En başta kadının ruh sağlığını mahvediyor. Sonra kocasının… Başka bir kadında gözü olan da olmayan da aynı kefeye konulduğu için, pek çok erkek bu yüzden cezalandırılıyor. Kadın beyni zaten senaryo yazmaya pek müsaittir, yeter ki küçücük bir şey bulsun. Üzerine koca bir hikâye yazıyor.

Hele bir de birkaç küçük delil varsa tamam… Kocasının bir kadınla yazıştığını veya selâmlaştığını falan yakaladıysa adamın işi bitmiştir. Bu eski bir mektep arkadaşıdır, eski bir tanıdığıdır, iş yerinden arkadaşıdır falan, selamlaşmıştır, hiç fark etmez. Sen nasıl böyle bir şey yaparsın? Kadın onu fitil fitil burnundan getirir. Adamın özür dilemesi; artık o hususlarda aşırı dikkatli olması bile boştur. Kadın kocasını mimlemiştir bir kere. O günden sonra her bulduğu fırsatta iğneler, laf sokuşturur, kavga çıkarır. Kocasından öç aldığını düşünür; ama en büyük zararı aslında kendisine verir, farkında olmadan. En çok kendisinin sinirleri yıpranır. Bu hâli yaşayan aileler çok fazla. Aile meselelerini dinledikçe, düşünmeyi, hele “analitik düşünme”yi hiç bilmediğimizi fark ediyorum. Etraflıca ve çare bulmaya yönelen bir düşünme alışkanlığımız yok. Bilhassa biz kadınların… Sadece duygularımızın peşinden gidiyoruz. Kızdığımız zaman ne yaptığımızı bilmiyoruz.

Mesela kadın kocasından şüpheleniyor ya, başlıyor hayatı adamın burnundan getirmeye. Oraya gitme, buraya gitme, gittiğin yeri bana haber ver, telefonun ortada dursun, şifrelerinin hepsini ben de bileceğim vs. vs. “Ben ne yapıyorum? Kocamın bu kadar üstüne gitmem doğru mu? Bunun sonu ne olur? Onu bu kadar bunaltırsam bana olan sevgisi kaybolur mu? Böyle davranarak onu evden soğutuyor muyum? Başka bir kadına gitmesi için sebepleri kendi elimle mi yapıyorum?” diye hiç düşünmüyor. içinden geldiği gibi kızgınlık duygulan ile davranıyor. Boşanmak mı istiyor? Hayır. Evliliği kendisinin, kocasının ve bitmeyen kavgalarla tabii ki çocuklarının burnundan getirerek devam ettirmeye kararlı. O zaman niye böyle davranıyorsun? Bir düşün bakalım. Evliliğini devam ettirmek isteyen bir kadın, kocasının davranışlarından şüphelendiğinde oturup etraflıca düşünmeli değil mi? Ben şimdi bu safhada nasıl davranmalıyım? Nasıl davranır-sam doğru olur, ne yaparsam yanlış olur? Ona iyi davranırsam aramız tekrar düzelebilir mi? Kadın kocasından şüpheleniyor, takip ediyor. “Yakalayınca ne yapacaksınız?” diye soruyorum. Boş boş bakıyor. Belli ki hiç düşünmemiş. “Başka bir kadın varsa ayrılacak mısınız?” diyorum.

“Hayır ayrılmam.” diyor. Peki, ne olacak? Hayatı kocasının burnundan getirecek, en sonunda kocası onu bırakacak. “Kadın yüzünden terk edildim.” olacak. Netice aynı kapıya çıkacak: Boşanacak. Ayrılmayı istemiyorsan, kurcalama o zaman. Hüsnüzanda bulun; dua et, tevekkül et. Kediyi öldüren merakıdır. İnsanı asıl yıpratan ve yıkan faktör, başına gelenler değil, onları gözünde büyütüp dert etmesidir. Karı-koca birbirini seviyorsa, başka bir kadın, evliliğin bitişi için bir sebep olmak zorunda değil. Geçmişte böyle problemler yaşamış; fakat şimdi evliliklerini çok güzel devam ettiren aileler var. Yeter ki hatalar sürekli başa kakılmasın, iyi niyetle devam etmeye karar verilmiş olsun. Bazen şer gibi görünen hâllerden hayırlı neticeler çıkabilir. Hiç aldatılmadığı hâlde, ondan bundan huylanıp, tedbir olarak, kıskançlıkla kocalarının hayatını burnundan getiren kadınlar bir zahmet dursun ve düşünsünler: Doğru yoldalar mı? Dağa giden yola tırmanırken kendilerini şehirde bulmayı ümit etmesinler. Kadın, başka bir kadın yüzünden “kocamı kaybederim” korkusu ile eşine karşı şüphe ve kızgınlıkla o kadar yanlış bir yol izliyor ki çoğu zaman başka bir kadına gerek kalmıyor; kendi eliyle kocasını kaybediyor.

Reklamlar

About konutprojeler

İş Fikirleri
Bu yazı makale içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s